< MAVİ RÜYALAR - Blogcu






yeni bahar

Dalgaların kıyıya vurduğu noktada bekliyorum seni,

Biliyorum geldiğini göremeyeceğim ben

Ve sen bulamayacaksın beni vardığında kıyıya

Zamana yenik düştüğümüzü düşünecek belki gizli bi ah çekeceksin içinden.

Ben yüreğimde merhaba derken yeni bir bahara

Sonbahardan yadigar kalan yapraklarımı yeniden yeşerteceğim,

Yeşermezlerse, ekleyip güzellikler koleksiyonuma hatıra olarak yad edeceğim....

 

 

 

MELEK

                                          

 

   Sonbaharın ilk günleriydi.Yapraklar kısmen sararmakla birlikte hala dallarına sıkı sıkıya tutunuyorlardı.Artık mecali kalmamış yapraklar ise kendilerini toprağa bırakabilmek ve ebedi uykularına çekilmek üzere çoktan kopmuşlardı dallarından. Angel ise güz yaprakları gibi sararıp solan yüzüne rağmen hala çok güzel ve alımlı bir genç kızdı. Yirmi yaşında olan Angel’in ruhu ve kalbi öyle yorgundu ki adeta sonbaharla bütünleşmiş ve varlığını ölüm sessizliğine bırakmıştı. Oysa bir zamanlar içi içine sığmayan, neşeli ve umut dolu bir çocuktu. Bu çiftlik evine taşındıklarında beş yaşındaydı. Annesi tahsil yapmamasına rağmen kendisini çok iyi yetiştirmiş, iyi kalpli, güzeller güzeli tam bir hanımefendiydi. Babası ise genç, yakışıklı, dürüst ve çok anlayışlı bir erkekti.Annesiyle babası evlenmeye karar verdiklerinde her iki ailenin büyükleri buna karşı çıkmışlar ve birbirlerini çok seven iki gencin köyü terk ederek bu kasabaya gelmelerine sebep olmuşlardı. Burası bir sahil kasabası olduğu için de iş bulmakta pek de zorlanmamışlar ve kısa zamanda birbirlerini deli gibi seven bu iki genç evlenmişlerdi. Kasaba halkı Mary ve Kevın ‘ı çok sevmişler ve onlara kol kanat germişlerdi. Aradan bir yıl geçmiş ve Mary hamile kalmıştı. Mutlulukları böylece daha da pekişmişti. Kevın’ın , Mary ‘e duyduğu sevgi ve saygı içinde ikisinden de bir parça olan bir hazineyi barındırdığı için daha da büyüyordu ve eşine hayranlığı artıyordu. Tam dokuz ay sonra beklenen gün gelmiş çok tatlı, bir içim su gibi güzel bebekleri dünyaya gözlerini açmıştı. Bu ay parçası gibi kızlarına Angel ismini koymuşlardı.çünkü Angel onlar için Tanrının bir armağanıydı.Angel çok farklı bir bebekti, çevresindeki her şeyin farkındaymış gibi dikkatli ve manalı bakışları vardı. Yüzü her daim gülerdi, uykusunda bile tatlı gülümseme eksik olmazdı yüzünde.   Angel’e hayran olan sadece annesiyle babası değil bütün kasaba halkıydı. Angel’in bebekliği de çocukluğu da çok mutlu geçmişti. Çok büyük bir aşkla birbirini seven hangi anne ve babanın çocuğu mutsuz olabilirdi ki.

           Aradan yıllar geçti, Angel beş yaşına geldiğinde Mary ve Kevın kasabanın biraz dışında güzel bir çiftlik evi aldılar.Buraya taşındıklarında öyle heyecanlıydılar ki. Büyük bir heves ve neşeyle bu çiftlik evini bir cennet bahçesine çevirmişlerdi ve Angel de bu cennet bahçesinin meleğiydi. Akşamları Mary, Kevın ve küçük melekleri şömine başına otururlar ve sıcacık çaylarını yudumlarken sohbet ederler, bazen de Mary’nin hayal dünyasında oluşturduğu hikayeleri dinler ve gece yatmadan da verdiği bütün güzellikler için Tanrıya teşekkür ederler ve dua etmeyi çok severlerdi.

          Huzur , neşe ve sevgiyle harmanlanmış hayatları ahenkli bir şekilde akıp giderken Angel 18 yaşına bastığı kasımın yirmi birinde bir rüya görmüştü.Rüyasında çiftlik evinde bir yangın çıkmış , büyük bir sis bulutuyla birlikte gökten bir melek inmiş ve kendisini sarıp göğe çıkarmıştı ama annesiyle babası yangından kurtulamamıştı.Güzelliği ve ışıltısıyla gözleri kamaştıran melek Angel’e  korkmaması gerektiğini annesi ve babasının cennet bahçesinde onu bekleyeceklerini söylemişti.Angel ağlıyor melek ise gözyaşlarını kanadının ucuyla silerken Tanrı çok merhametlidir, anneni ve babanı senden aldı ama sabret en az annenle babanın ki gibi güçlü bir aşkla seveceğin çok iyi kalpli, bebek gibi bulut gibi güzel  genç bir erkek seni bulacak ve sana tüm bu acılarını unutturarak yeniden mutlu olmana vesile olacak demiş ve tam o sırada Angel uyanmıştı. Uyanır uyanmaz annesiyle babasının yanına koşmuş onlara sıkı sıkıya sarılıp ağlamaya başlamış ; ama üzülmesinler diye de bu rüyadan onlara bahsetmemişti. Bu rüyadan bir ay sonra Angel kasabaya inmişti eve döndüğünde ise olduğu yerde donakalmıştı çünkü çiftlik evi cayır cayır yanıyordu . İlk şoku atatınca eve doğru koştu ama çok geç kalmıştı canından çok sevdiği annesiyle babasını kurtaramamıştı. Yangını fark eden  kasabalılar çiftlik evine gelmiş ve Angeli oradan uzaklaştırmışlardı.Mary ve Kevın ‘ın cenazeleri gözyaşları içinde torağa verilmişti. Kasabalılar Angel’ın yalnız kalmasını istemiyorlar onu kasabada kalmaya ikna etmeye çalışıyorlardı. Ama Angel buna razı olmuyor çok güzel ve değerli anılarıyla dolu bu çiftlik evinden ayrılmayacağını söylüyordu.Kasabalılar da el birliğiyle evi onarmaya ve yeniden yaşanacak hala getirmeye çalıştılar.Kısa bir zaman sonra ev onarıldı ve Angel annesiyle babasının hatıralarıyla dolu bu evde yalnız başına yaşamaya devam etti. Bir gece rüyasında annesi ile babasını görmüştü. Babasının elinde bir kılıç vardı kıyafeti bir şövalyeyi andırıyordu ve annesi de beyazlar içinde tam bir melek gibiydi.Ona gülümsüyorlar ve o fark etse de etmese de her gece onun yanına gelebildiklerini ve onu her tülü kötülüklerden korumak için yanında olacaklarını bilmesini istiyorlardı. Ve sabırla beklerlerse gerçek aşkın sırrına ermiş bir gencin ona geleceğini  bu sebeple yalnızlığının gerilerde kalacağını söylüyorlardı.Yangından bir ay önce rüyana giren meleğin söylediklerini unutma ve umudunu yitirme diyorlardı.Angel uyandığında kendisini çok tuhaf hissetmişti.Bu rüyadan annesine ve babasına bahsetmemişti ama onlar bu rüyayı bildiklerine göre bu işte bir hikmet olmalı diye düşündü......

        İşte güzeller güzeli sevgili Angel aradan geçen iki yıl boyunca her sabah erkenden kalkar gün ağarmadan dua eder ve annesiyle babasını karşılamak üzere bahçeye çıkar gökyüzünü izlerdi özellikle de gözlerini sabah yıldızından alamazdı....annesi babası sevgili kızlarının onu nasıl beklediğini görür ve onu tebessüm ve hüzünle karışık duygular içinde seyrederlerdi....Angel ‘in kalbi özlemle dolmuştu ve ona gelecek olan genci de çok merak ediyordu ....bu özlem gittikçe artıyor ve tüm benliğini sarıyordu..içinde tanımadığı , bilmediği insana karşı bir aşk kıvılcımlanmış, bu kıvılcım artık onu yakar hale gelmişti...Beklemekten yorulan gözleri, ufka bakan yüreği ve sonbahara dönen ruhunun bahara döneceği günü sabırsızlıkla beklerken Aşkın ta kendisi olmuş artık benliğini saran bu sevgi okyanusunda kaybolmuştu...

PORTAKAL ÇİÇEĞİM

Kaybettim sanırken bulmak gibi ansızın

Derin ve sızılı bi ezgi gibi, öyle sıcak öyle içten,can gibi canan gibi,

Yanarken yüreğin kor olmuş duygularla

Bırakmazken gölge misali deli eden düşünceler

Yanında almak gibi soluğu

Korkmadan girebilmek gibi yüreğine

Ve açabilmek kalbini,en mahremiyetine almak gibi endişelenmeden

Koparken içinde fırtınalar ardı ardına

Yorulmuşken kalbin bi iç savaşta

Huzura ermek gibi sıcak gözlerinde

Bir armağansın sen ruhuma

Güze dönmüş varlığımı çevirdin bahara

Portakal çiçeğim'sin, çekiyorum derin derin seni içime en ücra köşelerime

Yitirdik zaman ve mekan kavramlarını, olduk adeta yek vücut....

Erebildik hakikatin sırrına, gözyaşlarımızla arındık.....

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MAVİ'NİN SESSİZLİĞİ

Hani derler ya tebdil-i mekanda ferahlık vardır....

Bazen o çok sevdiğin , huzur bulduğun ve  

bi çok güzellikleri paylaştığın şehir boğmaya başlar seni ve kaçmak kurtulmak

istersin ...

Hoş bunda şehrin bi suçunun olmadığını bilirsin , lakin suçu yükleyip şehre var gücünle uzaklaşmak istersin yine de....

Böyle zamanlarda seni tüm şefkatiyle bekleyen bir şehir vardır.

En azından benim böyle ruh halindeyken sığınabileceğim bir gizemli ve güzel şehrim var....

Aşık olduğum şehir , benim yorgun ruhumu dinlendirdiğim limanım....

Bu limana demir attım kısa süreliğine , belki derman olur diye içimdeki yaraya...

Dil yarası çok derin izler bırakıyormuş yürekte...

İçimde dinmeyen bi sızı ve derin bi iç çekişi bile zorlayan o ruh hali....

Koklamaya kıyamadığın bir gül hiç beklemediğin bi anda dikenlerini geçiriyor yüreğine pervasızca....

Dikenleri asılı kaldı gönlümün duvarlarında ve kulaklarımda hep o söz.......

Yaşanan ve paylaşılan güzelliklerin ardından 'gayri insani duygular'ın itirafıyla yüklü söz....

Her aklıma gelişinde , ne demek aklıma gelişi hiç çıkmıyor ki aklımdan , gözlerim doluyor içim üşüyor şu yaz sıcaklarında....

 

Eyy  mavisiyle yeşiliyle , kekik kokan dağlarıyla , yalıçapkınlarıyla martılarıyla , palmiyeleri ve meltemiyle farklı bi çekiciliği olan şehrim bir tutam ferahlık sun bağrından bana ...

Sun ki dinsin içimdeki şu sızı......

 

 

 

KAÇIŞ

Gecenin bir vakti düştü aklıma

Sorular değildi bu kez

Cevaplardı beni düşündüren

Artık ne soru istiyorum hayatımda ne de cevap

Sadece yaşamak doyasıya

Dünümü bıraktım

Savurdum koparılmış takvim yaprakları misali

Yarınlarım....

Gelir mi gelmez mi bilinmez

Geriye kalan bir bugünüm ellerimde

Bir de ben bana kalan

Düşündüm sonra uzun uzun

Anladım ki yanlış zamanda yanlış sorular

Kaçışlarım duruşlarım

Sessizliğim

Kendimi arayışlarım

Bulamayışlarım

Nerde kaybetmiştim diğer yarımı

Neydi beni bana küstüren

Gittim

Kendimden

Herkesten ve her yerden

 

« Önceki :: Sonraki »